Onüçüncü Bölüm…
Ağustos 6, 2007
Adliyenin uzun ve dar koridorlarında bulmuşlardı kendilerini. Buraya nasıl gelmişlerdi, bitmez sandıkları mesafeleri nasıl aşmışlardı, hangi arada büyümüş ve ayrılık terbiyesine mazhar olmayı seçmişlerdi, ikisi de bilmiyordu.
Umut ve Serva aslında o yokuşta ellerini, o sınıfta da zihinlerini ayırmışlardı. Yol bitmişti. Serva eski dostun ardından gitmeyi seçmiş, Umut’u geride bırakmıştı. Umut tüm karmaşalarla birarada kalmalı, biraz daha büyümeliydi…
Gözleri kavuştu boşlukta, hakime hanım döndü serva’ya ve boşanmak isteyip istemediğini diliyle de ikrar etmesini istedi. Serva kendinden emin, yepyeni bi hayata adım atmanın buruk sevinci ve artık kulaklarının şükrünü daha iyi eda edeceği sevinci ile,
-evet istiyorum. dedi.
Umut’a da aynı soruyu yeniledi hâkime. Umut isteksiz bir evet yükledi atmosferin derinliğine. Ve pişmanlıkların başlayacağı anı başlattı belkide. Yüzeyde bir sevgi yaşamışlarıd. Yüzeyde bir yuva kurmuşlardı. Evliliğin sürdüğü iki sene zarfında çocukları da olmamıştı. Ayrılık belki kaçınılmaz bir başlangıçtı ikisi için de.
Arabalarına yaklaşırlarken, Umut el salladı servaya. Otopark ta; son bir kez bir araya gelmek için yaklaştırdılar adımlarını.
-hakkını helal et. dedi Umut.
-helal olsun , sende . dedi serva.
İki damla gözyaşı aktı yanaklarından serva’nın. Ondokuz yaşında ve dul hitabını alacak kadar cesur, hayatı yeniden omuzlayacak kadar umutlu, yaralı kalbini tefekkürle tedavi edecek kadar iman doluydu. Kimseyi suçlamıyor, herkese hayır diliyordu.
En son kavgalarında, Umut’a ayrılmak istediğini söylemiş, o da neden diye sormuştu. Serva keskin bi ifadeyle cevap vermişti;
“ben anne olmak istiyorum, ama babası sen olasın istemiyorum”
Umut şaşırmıştı, kırılmıştı ama aldığı emanete iyi bakmayan sorumsuz bi insan gibi kırdığı eşyayı tamire ne mecali ne de isteği vardı.
Tüm bunlar hafızasından bir bir geçti serva’nın. Henüz bir haftalık evliyken işitmeye başladığı iğrenç kelimelerin böğründeki baskısını hissetti. Silkindi, “bitti işte” diye takrarladı kendi kendine. Umut’un aşağılık kompleksi ile servaya verdiği zarar bitmişti işte. Evliliğinin ilk yılı aynaya bakmadığını hatırladı, özlemişti yüzünü. Gözlerini özlemişti. Bir yılın ardından ilk aynaya bakışını hatırladı ardından. Kafasında yankılanan Umut’un onu aşağılayan sözleri geldi hatırına. “İğrenç bir yüzün var, şu hale bak, kırk yaşında kadın gibi, hayatımda böyle bi kadın görmedim. Nefret ediyorum senden. İğreniyorum. “
Hepsini bir bir hatırladı serva. Şimdi hepsiyle vedalaşma zamanıydı. Ve gülümsedi. Yeni hayata doğru, tüm yaradılmış güzellikleri selamladı başıyla. “Hamd olsun” dedi ve son kez ekledi” bitti…”
Annesinde kaldığı aylar boyunca görmek istediği şefkati hiç görememişti. Kızkardeşi daha ilk günlerden servanın evdeki varlığını adeta fazlalıkmış gibi hissettirmekte ustaydı. Ne bir candan kucaklaşma, ne geçicek hepsi deyip saçını okşamaları. Hiç biri yoktu, sadece sitemli bakışlar vardı. Babası kızını belki bir süre daha içten içe suçlayacaktı. Annesi aynı şekilde sessiz terennümler silsilesi sıralayacaktı. Serva kendini yalnızlığın kollarından, başka bir yalnızlığa atmıştı. Uzun gözyaşlarıyla geçecek geceler bekleyişte, serva tebessümlerini ertelemekteydi. Henüz annesine geleli bir ay olmuştu ve kızkardeşiyle eve gelen telefon parası yüzünden çok ciddi bir kavga etmişlerdi. Serva şaşkındı , arayacak kimsesi yoktu, oysa şimdi varlığı en büyük suçmuş gibi yeterliydi. Annesi kızkardeşine haddini bildirmiyor adeta sessiz bir tanık gibi seyrediyordu.
“Sen geldin ve böyle oldu” dedi esra. Serva ağlıyor ve derdini anlamayacak olanlara anlatmaya çalışmanın ızdırabını yaşıyordu. Öyle ya anlayacak olsalar yaparlarmıydı. Belki sadece esra’ya değildi iştiyakı. Tüm varıyla hayata isyanıydı bu çığlıklar. Gözyaşları yalnızlığının en büyük ispatıydı. Yeni ikâmetgahında ki fazlalığının en büyük delili ise, bir telefon faturasıydı…
Serva hergece kızkardeşiyle kucak kucağa uyuyacaklarını, ona bu ayrılığın yıkıntıları arasında ayağına batan camları hiç hissettirmeyeceklerini ve beraber bülüp, beraber ağlayacakalrını zannetmişti. Ama kızkardeşinin ergenlik dönemi, annesinin babasına dair olan saplatılı düşünceleri hepsine gölge olmuştu. Serva büyüyor büyüdükçe küçülüyordu sanki. Yeryüzünde ki insanların arasında o tek bir göz, tek bir yüzdü adeta. Sağ gözü, sol gözünden habersiz, sol gözü sağ gözüne hasret çekmekteydi. Birbirlerine yakışan en değerli ve mevcudiyeti en sürekli olan şeylerse, yanağındaki ayrılmaz gözyaşlarıydı…
Boşanalı neredeyse altı ay, ayrılalıysa bi seneye yaklaşmıştı. Bir gün arabayla mahallelerinden geçerken, arkasına takılan bir arabaya takıldı dikiz aynasında gözleri. Uzunca bir ilerleyişten sonra arabanın onu takip ettiğinden iyice emin oldu. Sağa girse arkadaki arabada giriyor, sola girse ısrarla ardından geliyordu. “Hayırdır inşaallah” dedi kendi kendine . İçinde genç bir çocuğun oturduğunu seçebildi gözleriyle. Tebessüm etti, bu tehlikesiz ilgiden hoşlanmıştı. Sonra sahilyoluna çıkmaya karar verdi. Yeşilköyde bir polis arabası onu durdurana kadar ilerlerdi. Sağa çektiği arabanın sol penceresini açtığında, onu takip eden arabanın şoförü olan genç çocuğun da arabayı park ettiğini ve indiğini gördü. Şaşırdı. Yanına yaklaşan polide değil, o genç çocuğa baktı serva. Polis kızgın bir ses tonuyla,
-şu sis farlarınızı bir kapatın önce hanımefendi “dedi.
Serva saf bir ifadeyle “hangi sis farı?” diye sordu şaşkın bakışlı gözlerle, polise.
Polis “la havle “çeken bi manada ellerini yana yatırdı ve uzanıp arabaya sis farlarını kapattı. Havanın karanlık olması hasebiyle serva ileriye doğru baktı. Aynı saflıkta sordu polise yeniden:
- E ben böyle görememki?
Polis iyiden iyiye sinirlenmeye başlamıştı. Sol omuzunun ardında yakın takipte servayı izleyen genç adam gülmeye başladı. Serva’ya şefkatli gözlerle bakakaldı. Polis serva’ya doğru:
- ehliyetiniz ve ruhsatınız hanımefendi anlaşıldı sizinle işimiz uzun sürecek! dedi ve yanındaki genç adamın omuzuna dokunuşuyla silkindi.
Genç adam kendinden emin bir ifadeyle polisin omuzlarından kendine doğru çekmiş,
-bir dakika gelirmisiniz, diye seslenmişti. Polis şaşırdı ve buyrun ifadeli gözleriyle, genç adama yaklaştı. Bir kaç metre uzaklaşmışlardı ki, bir kaç saniye geçmeden geri döndü polis.
-Buyrun hanımefendi, gidebilirsiniz. dedi.
Serva şaşırmıştı daha az önce kızgın bir ifadeyle sizinle işimiz uzun sürecek anlaşılan diyen adam şimdi büyük bir hürmetle kendisini göndermeye çalışıyordu. Hürmetin karşılığını daha sonra öğrenecekti serva. Arabayı çalıştırdı, ardından arabasına binen genç adamaın yanına gelmemesine şaşırdı ve yavaş yavaş ilerlerdi. EN yakın ışıklar da ikisi de yanyana düştüler. Pencerelerini açtılar,
-teşekkür ederim. dedi serva.
-önemli değil dedi Mehmethan. Ve gülümsedi.
Yeşil yanıp gitmeleri gerektiğini ardında çalan kornalarla fark ettiler. Ve hareket ettiler. Serva mahallesine yaklaştığında genç adamın hâlâ ardında olduğunu ve sokak sokak onu takip ettiğine bir anlam veremedi. Bütün bu olanları anlatmak için arkadaşına uğramaya karar verdi. Ve tam arkadaşının evinin önüne park ediyorken, genç adamın da aynı apartmanın önüne park etmesine iyice hayret etti. Ve birden sinirleri gerildi. Arabadan hızlıca indi kapıyı çarptı. Genç adama doğru keskin bir ifadeyle yaklaştı:
- Ne cüretle hala beni takip ediyorsunuz. Tamam beni polisten kurtardınız anladık, ama yeter bu kadar , bir de utanmadan aynı evin önüne park ediyorsunuz. Adam arabanın kapısını yeni kapatıyordu bu sözleri duyduğunda. Serva’ya tekrar gülümsedi ve alaycı bir ifadeyle
-iyi de ben zaten burda oturuyorum. dedi ve uzaklaştı. Serva başından kaynar suların döküldüğünü ve yerin dibine geçtiğini hisseti. Gençadamın hemen ardından apartmana girdi. Beraber aynı koridoru yürüdüler. Adamın zafer edasıyla yürüyüşü, servanın yenilgisi, görülmeye değerdi. Kapıyı açtığını , içeri girdiğini görünceye kadar oyalandı serva. Hala şüpheler vardı zihninde. Tipik bir akrep burcuydu serva. Şüphelerinden arınana kadar durmayı bilmezdi. Tam ayrılırken genç adam döndü;
-isminizi lütfetseniz. dedi kibar bi ifadeyle.
-serva . diye sessizce cevapladı serva.ve devam etti;
-siz?
-Mehmet han dedi genç adam. Ve başıyla servayı son bir ekz selamlayarak arkasını döndü Mehmethan…
O gün arkadaşına Mehmet han hakkında hiçbir şey sormadı serva. Hiçbir merakı yoktu, kaderin onları yakın bir zamanda yeniden karşılaştıracağından emindi çünki…